Okunma Sayısı : 276  |
Beğenilme : 8 |
Kadından
Kentler,
Murathan Mungan’ın 16 kentte geçen 16 hikâyeden oluşan yeni kitabı.
Alsancak İskelesi, overlok, asker bavulu, Nurhayat, Adana Seyhan Oteli,
dansöz kıyafeti, Emine, burma bilezik, Maşatlık, tahta basamaklar, Sevgi,
boşanmak, beyaz şarap, eski Mudanya yolu, Esme, Rumlardan kalma ev, tütün
ilacı, çinko kevgir, taşlığa vuran ay, Şengül, Yeşilırmak, çay bahçesi,
Yetiştirme Yurdu, Nihal, Ankara İl Radyosu, Cebeci, Goralı Sandviç, Tansel
Plak, Nazan, Sinop Kalesi, kuğu biblo, çeyiz, Yıldız, Kanat Turizm, mola yeri,
Çanakkaleli Perihan, Meltem, Cacabey Camii, ilk tayin, saat kulesi, rüzgârgülü,
Tülay, Erzurum dağları da kar ile boran, Yakutiye Medresesi, iki bavul,
Fotoğrafçı Aram, Suna, Diyarbakır surları, terörle mücadele, Küçe Sofrası,
Hâkimehanım, Aslı, Lüks Terzi, Foto Zafer, Taş Sinema, Nebahat Abla, sundurma,
elma-armut kuruları, zehir sağmak, Asiye, Pozcu Mahallesi, sabahın beşi, yazlık
bahçe, Zozan, Esenler Otogarı.
İçindekiler
1
Kordonboyu'nda Ömer Çavuş Kahvesi
2 Adana Sıcağında Erguvanlar
3 Trabzon Burması
4 Yakası Beyaz Kürklü Taba Rengi Kaban
5 Samsun Sigarası, Tütün Balyaları, Tamaron
6 Amasya'daki Teyze
7 "Burası Ankara İl Radyosu, Şimdi..."
8 Sinop'a Gelin Giden
9 "Kanat Turizmin Değerli Yolcuları"
10 Hayat Hanım, İlk Tayin
11 Annemin Çektiği Fotoğraflar
12 Diyarbakır Surlarında
13 Lüks Terzi'nin Kızları
14 Gümüşhane Çok Uzak
15 Tantunicinin Karısı
16 Esenler Otogarı
Okuma Parçaları:
izmir
Sabahın bu erken saatinde İzmir bambaşka görünüyordu gözüne. Nurhayat, Ömer
Çavuş Kahvesi'nde oturduğu masada birdenbire her şeyi yeniden gözden geçirmesi
gerektiğini hissetti. Emin olmak ne demekti? Bir kadın ne zaman emin olurdu?
Cuma günü onu istemeye geleceklerdi ve Nurhayat şimdi bu evliliği isteyip
istemediğinden emin değildi.
adana
Havalandırma serinliğinin dışarıyı unutturduğu otelin kapısına çıktıklarında
vahşi Adana sıcağı yüzlerine olanca acımasızlığıyla çarparken, Emine için gün
çoktan bitmişti aslında. Bir başkasının filminde konuk oyuncu olduğunu bilmenin
ısmarlama adımlarıyla Gülsüm'ün ardı sıra basamakları indi. Kapıda onları
bekleyen son model Mercedes'in içinden fırlayan şoför, gösterişli bir saygıyla
eğilip kapıları açtı. Üniformalı değildi ama hareketleri üniformalı gibiydi.
Beyaz gömleği son düğmesine kadar iliklenmiş, koyu renk boyunbağı bağlamıştı;
gömleğinin kısa kollu olmasından başka havayı hafifletecek bir şey yoktu
üstünde.
trabzon
Trabzon burması bu! Bunun ne demeye geldiğini en çok anasından biliyor. Trabzon
burması demek, gelecek demek. Umut demek. Bütün bir hayat demek. Şimdi
karşısında bir ölünün bileğinde ışıldıyor. Birdenbire bunca yoksulluğun
ortasında ışıyan bilezik, bu ölümü başka türlü anlamlandırıyor gözünde. İçi
kamaşıyor...
bursa
Esme, Bursa'daki ilk kışlarında, yerli melodramların Uludağ sahnelerinde üzeri
çok motifli rengârenk kazaklar giyen Yeşilçam jönlerine nazire, Engin'e doğum
gününde böyle bir kazak almayı düşünmüştü. Sonra vazgeçmişti ama düşüncesi bile
onları eğlendirmeye yetmişti. Hayal işte! Şimdi yakası beyaz kürklü taba rengi
kabanıyla getiriyordu Engin'i gözünün önüne...
samsun
Bazı hikâyeler parça parça gün ışığına çıktıkça özel bir güç, gerçeküstü bir
nitelik kazanır. Songül'ün kayınvaldesinin hikâyesi de biraz böyle. Bazen hiç
tanımadığınız bir ölü, ansızın hayatınızda yer kaplamaya başlar. Şengül, sanki
bilinmez bir yazgının yönlendirmesiyle Samsun'a kadar bu kadının hikâyesini
dinlemek için gelmişti....
amasya
Yeşilırmak kıyısındaki çay bahçelerinden birinde buluşacaklar. Sakin akan
ırmağın yeşiline dalmış olan Güzel, evlendikten sonra Cem'le birlikte Edirne'ye
Nihal Abla'yı ziyarete gidişlerini düşünüyor. Zamanla herşey unutulmuştu. Akıp
giden bu ırmak gibi her şey akıp gitmez mi?
ankara
Ertesi gün cebimde sahte bir kimlikle Kızılay'da, bilirsiniz, Kocabeyoğlu
Çarşısı'nın yanı başındaki Tansel Plak'a gittim. Yeniyetmeliğimin, gençliğimin
Ankara'sının önemli uğrak yerlerinden biriydi. Aranıyor olmak, "biri
olmak" demekti ve ben kısa bir süre için de olsa, şu bulanık kalabalığın
içinde amaçsız dolaşan rasgele biri olmak istemiştim. Zafer Çarşısı'nın
kitapçıları da burnumda tütüyordu ama şansımı zorlamamalıydım. Bilmeyen yoktu.
Gizli polisler orada cirit atıyordu...
sinop
"Sinop'a geldiğinizde mutlaka beklerim. Evimizin penceresinden Sinop
Kalesi görünüyor bir görseniz! Dalgalar, deniz! Nasıl anlatsam! Yağmurlu havada
başka, güneşli havada bir başka." Gülümsüyorum. Bayramda anne-babasının
eline öpmeye gelmiş Seher. Bu, evlendikten sonraki ilk bayramları...
afyon
"Afyon İkbal Tesisleri'ne hoş geldiniz" diyen anons çınlıyor
kulaklarda: "Denizli istikametinden gelip, İstanbul istikametine gitmekte
olan Kanat Turizm'in değerli yolcuları, otobüsünüz yarım saat çay molası
vermiştir." Gözleri Mecnun'u arıyor. Bugün niye yok ortalarda? Yoksa? Onu
göremediği her seferinde yüreğini sinsice yoklayan bu korku...
kırşehir
Hayat Hanım her haliyle adının hakkını veren "hayat dolu" bir
kadındı. Hiçbir şehirde iki üç yıldan fazla yaşamaz, her seferinde yeniden
taşınırdı. "Oturmadığın vilayet kaldı mı?" diye soranlara,
"Olmaz mı canım? Var elbette. Ben doğduğumda memleketimizin 67 vilayeti
vardı. Biz böyle bildik, böyle öğrendik. Her kasaba irisini böyle kolayından il
yapmaya devam ederlerse, hepsine yetişemeden ölüp gideceğim," diye
hayıflanıyormuş gibi yapar, arkasından o ünlü kahkahalarından birini
patlatırdı.
erzurum
Suna'nın bavullardaki fotoğrafları ilk görüşü değildi. Erzurum'a geliş
gidişlerinde birkaç kez el atıp bakmışlığı vardı. Şimdi onları her eline
aldığında kafasını kurcalayan, zihnine üşüşen olguların bir teki bile o zaman
aklına gelmemiş, hatta üzerinde durulmaya değer bile bulmamıştı. Değişen neydi
öyleyse? Bu fotoğrafların içini ancak şimdi görmesini sağlayan neydi?
diyarbakır
Başkomiserin kendisini içeri çağırmasını beklerken Aslı'nın gözleri oturduğu
bankta. Yer yer boyaları soyulmuş. Hani nasıl adlandıracağını bilemediğin ara
renkler vardır ya, öyle. Şimdi içeri çekip polis zoruyla sorsalar, "Söyle
bakalım kızım, ne renktir bu," söyleyemezsin. İnsan zihni ne tuhaf! Neler
düşünüyor? Polisin burada, Diyarbakır'da sorduğu, sorabileceği sorular
düşünüldüğünde ne kadar saçma şu aklından geçenler! Yoksa o kadar da saçma
değil mi?
kayseri
Lüks Terzi'nin Kızları derlerdi o zamanlar üçüne birden. Laf aramızda kalsın en
alımlıları ortancası Sofya! Sofya dediğime bakma, asıl adı Mualla tabii. Peki
adı niye Sofya kaldı diyeceksin? Bir düşün: Değil Kayseri'de, değil Türkiye'de,
dünyada kaç kadın vardır Sophie Loren'e bu kadar benzeyen? Onu görsen. O
zamanların Kayserisi de başkaydı. Şimdiki gibi on dördüne varmadan mantoya
girmiyordu kızlar...
gümüşhane
Kapıyı açan kadına, "Sen Asiye misin?" diye sordu. Birbirlerini
tartan bakışlarla baktılar kısa bir süre. Kapıyı çalan genç kadın kimi
aradığını çok iyi biliyor, kapıyı açansa diğerini tanımıyordu. Başından azıcık
kaymış tülbentini sıkılarken "Evet Asiye benim," dedi kadın, "ne
vardı?"
mersin
Karısı ölmüş yakın zaman önce, çocukları evlenmişler zati, kimi Mersin'den
gitmiş, kimi ayrı eve çıkmış. Pozcu Mahallesi'nde yeni bir ev aldım, koca evde
tek başına yalnızlık çekilmiyor, dedi, gel evlen benimle. Önce alay ediyor
sandım. On dört – on beş yaşın hevesi kalır mı bunca sene? Kalırmış meğer.
Kaderim Mersin'deymiş, bilememişim.
istanbul, esenler otogarı
Az sonra daha sakin sayılabilecek bir sesle, "Vardığımızda bana haber eder
misin kızım," diyor. "Ben yol iz bilmem. Geçmeyeyim Elazığ'ı."
"Merak etme teyze," diyor Zozan. "Uyusan bile, ben uyandırırım
seni." "Gözümün uyku tutacağını sanmam," diyor kadın. Zozan en
azından bu sefer çok daha neşeli bir yolculuk hayal etmişken kendisi için,
yanına oturan şu mahzun görünüşlü, kederli kadının varlığıyla içinin
bulutlandığını, yüreğinin çatallanıp ağırlaştığını hissediyor.
Nereden Alabilirim?
Metis Kitap
|
|
|