Okunma Sayısı : 167  |
Beğenilme : Yok |
Çocukluğumda,
“Gökkuşağının altından geçebilen kızlar erkek,
erkekler kız olur” diye bir inanış vardı. Gökkuşağının
altından geçmenin imkansızlığını anlatmak için,
bir kızın erkek, erkeğin de kız olmasının imkansızlığıyla
karşılaştırma yapılırdı. Belki de tam tersi. Kızların erkek,
erkeklerin de kız olabilmesinin imkansızlığını anlatmak
için bu benzetme yapılıyordu.
Ama, henüz cinsel
masumiyeti bozulmamış çocuklar olarak, bir yağmurun
ardından ne zaman gökkuşağı görsek, imkansız olanı
sbaşarabilme umuduyla, altından geçmeyi denerdik. Kızken
erkek, erkekken kız olmak düşüncesi, hatta kız veya
erkek olmak, cinsel tabular ve önyargılarla henüz
kirlenmemiş çocuk zihnimizde, bize pek bir şey ifade
etmezdi.
Cennete
uzanan köprü
Vikipedi’ye
göre, güneş ışınlarının yağmur damlaları tarafından
kırılması, yansıtılması ve dağıtılması ile meydana gelen
gökkuşağı, birçok kültürde “cennet” ile
“dünya” arasındaki, bana göre de “ateş” ile “su”
arasındaki köprü. Batı kültüründe “umut”
ve “şans” sembolü olan gökkuşağı, aynı zamanda
eşcinsellerin bayrağı.
Bu girişe rağmen yazımın konusu,
bana, varlıklarıyla “siyah” ve “beyaz”larımız dışındaki
renkleri anımsatan, farklı olanı kabullenme yetimizi, bizim gibi
düşünmeyene hoşgörü katsayımızı,
doğrularımızı sorgulayabilecek bir zihin açıklığına
sahip olup olmadığımızı, yargılarımızda esneyebilme
yeteneğimizi ve değişime ne kadar açık olduğumuzu
aynalayan eşcinseller değil. Konu, “Pislik”.
Başkasında gördüğümüz
‘pislik’TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı AKP’li Zafer
Üskül, “Anayasa’da herkes eşit” diyerek KAOS Gay ve
Lezbiyenler örgütünün toplantısına katılınca,
Vakit gazetesi yazarı Serdar Arseven, “Pis bir alana girmiş.
Toplumun nefretle andığı bu pisliklerin özgürce icrası
için AKP adına teminat vermiş” diye yazdı.
Anayasa’da
yazmasa bile, çoğunluğun “normal” ve “ahlaklı”
buldukları kadar, normale göre “farklı” olanlar da,
“ahlak” anlayışının dar kalıplarına sığmadığı için
“ahlaksız” diye damgalananlar da, insan hakları açısından
eşit bana göre. “Yaratılanı severim, Yaradan’dan ötürü”
sözündeki “sevmek” sözcüğünün
gerçek anlamının, bir şeyin varlığını, büyük
bir resim içindeki anlamına saygı duyarak kabul etmek
olduğunu düşünüyorum.
“Kötü
söz sahibine aittir” demenin kolaylığına kaçmadan,
“pislik” ve bu sözcüğün çağrıştırdığı
“kir” ve “arınma” kavramlarını düşünelim bir
an. Bunlar, baş etmekte zorlandığımız, halının altına süpürür
gibi bilinçaltının karanlığına sakladığımız ve bir
süre sonra da ne olduğunu unuttuğumuz, yüzeye çıkarıp
yüzleşmedikçe bizi hasta edecek bir şeyleri anımsatıyor
mu size de?
Küfürbaz olmasam da, “pislik” benim de
ettiğim küfürlerden biri. Birine ne zaman “pislik”
desem, ağzımdan çıkanı kulağım “duyduğunda”,
karşımdaki insanın yüzünde yarattığı etkiyi
“gördüğümde” ve hissettiğini “hissettiğimde”,
kendimi bir pislik gibi hissederim. İşte o zaman anlarım. Bu sözün
ağzımdan çımasına neden olanın, karşımdakinde gördüğüm
değil, karşımdakinin görmemi sağladığı kendi pisliğim
olduğunu.
Tünelin
ucundaki ışık
Yeterince cesaret bulabilirsem, artık karanlıkta saklamayı
başaramadığım bu yükümün ne olduğunu hatırlayıp
üstesinden gelebilmek için, dönüp kendi içime
bakıyorum. Bunu yapmak, “temiz” olduğuma kendimi inandırabilmek
için bir başkasının “pislik” olduğu yalanını
söylemeyi sürdürmekten daha kolay geliyor artık.
Çünkü, bilinçaltımın karanlığında kalan
gerçek “ben”i gün ışığına çıkarabilecek
olan tünelin ucunda bir ışık görünüyor en
azından...
Günseli
Önal
Milliyet
30/05/2008
|
|
|