Okunma Sayısı : 112  |
Beğenilme : Yok |
Çoğunluğu genç
lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüeller,
Türkiye demokrasi tarihinin en zorlu, en devrimci sayfalarından
birini yazıyor
80'li yıllarda henüz
adı konulmamış bir örgütlenmenin başlangıcına
tanıklık ettim. Bir gece kulübünde Pazar öğleden
sonraları toplanmaya karar vermiştik.
İlk birkaç hafta
oraya gidip tek başıma beklediğimi hatırlıyorum. Sonra, iki
kişi. Ertesi hafta beş kişi.
Sonrası, hayır, çığ
gibi büyümedi. Ama yine de İstanbul'un her kesiminden,
hayatın her alanından 30-35 kişi haftada bir gün orada
toplanır, birbirini tanımaya çalışırdı.
Önemli
olan, tanışmaktı. Şu dünyada yapayalnız olmadığının
farkına varmak, öncelikli adımdı.
O kulübün,
birkaç ay önce kafasına tabanca sıkarak, çoktan
küsmüş olduğu dünyayı terk eden sahibinin maruz
kaldığı polis baskısı yüzünden toplantılara yıllar
süren bir ara verildi. Ama insanlar saklandıkları
saçakaltlarından çıkmaya başlamıştı bir kere.
Söze getirmenin, şu dünyaya karşı söz alma
duygusunun tadına varmışlardı. Saatler boyu boğulurcasına
anlattılar. Saatler boyu yutarcasına dinlediler. Her deneyim, ortak
servetleriydi. Her hayat, dinleyerek, anlatarak, yanında durarak,
dayanışarak kurtarılabilirdi.
Sonra başka bir kulübün
gündüzlerine talip olundu. Bu kez biraraya gelen grup daha
cesur, daha kararlıydı. Polis de boş durmuyordu hani. Birkaç
ay süren toplantılardan sonra bu kez oranın sahibine yoğun
tehditler yöneltildi. Bütün katılımcıları
tanıyorlardı. Hem elebaşlarından Y.T. de yakın zaman önce
Taksim'de Yeni Gündem binasının havaya uçurulmasını
protesto etmek için gazete satmamış mıydı?
Toplumsal Araştırmalar
Vakfı'na başvuruldu. Mırın kırın edenlere vakfın görevleri
hatırlatıldı. O binanın bir salonu haftada bir geylerin
toplanmasına tahsis edildi.
O günlerden bugüne, en
empati canavarı heteroseksüel okurun bile tahmin edemeyeceği
acılardan, zulümlerden geçildi. Bir arada durdukça;
dünyayı birlikte dinledikçe; bir vatandaş olduğunun,
bir insan olduğunun, bir dost olduğunun farkına vardıkça
güç kazandı, hareket.
Adı Lambda oldu. Kaos oldu.
Şimdi, AB ile bir
şekilde ilintilenmiş olmanın dayattığı bir zorunluluk yüzünden,
varlıklarının bastırılıp inkâr edilmesi yolunda devletin
attığı adımlar sarsak.
Çoğunluğu genç
lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüeller,
Türkiye demokrasi tarihinin en zorlu, en devrimci sayfalarından
birini yazıyor.
Homofobinin en yaygın
hobi, mizojininin milli spor olduğu memleketimizin neresini sıksan
şehit fışkıracak topraklarında, her şeyden önce şanlı
bir vatandaşlık dersi veriyorlar hepimize.
Vatandaşlık haklarını
talep ediyorlar. Anayasanın güvence altına aldığı eşit hak
ve özgürlük haklarını talep ediyorlar. Ayrımcılık
karşısında susmayı reddedip arazi olmaya gönül
indirmiyorlar.
Onlardan derneklerinin
adını, tüzüklerinin gerekçesini değiştirmeleri
isteniyor. Kimliklerini yeniden gizlemeleri, cinsel kimlikleri
nedeniyle yine boyun büküp alttan almaları isteniyor.
Memleket nüfusuna ve dünya hukukuna, bu memleketin
farklı şartları, farklı tahammül sınırları hatırlatılıyor
yine. 'Genel ahlak' tepemize asılıyor yine, en ahlakdışı
haliyle.
Bu insanların varlığı artık reddedilemiyor. İran
zorbası Ahmedinecad'ın bütün dünyayı güldüren
çıkışındaki gibi yok sayılarak ebedi bir ruh sürgününe
yollanamıyorlar. Ama tekrar gizlenmeleri, görünmez
olmaları emrediliyor. Otoritenin en doğal diliyle. Homofobiyi bu
ülkenin mutlağı ilan eden bir dille.
Homofobiyle yalnız LBGTT
(lezbiyen, gey, travesti, transseksüel) örgütlenmeleri
değil yeni bir dünyanın hasretiyle yanıp tutuşan herkes
mücadele etmek zorunda.
Tekrar edelim.
Homofobi, zurnanın zırt
dediği yerdir.
Aslında insanlık tarihinin henüz
ilkçağında yaşadığımızı kabul edelim önce.
İnsanların hâlâ oldukları için, oldukları
yüzünden rahatlıkla kategorize edilip hayatın belirli
katmanlarına hapsedildiği bir tarih kıyısından konuşuyoruz.
Büyük aydınlanma hareketinden başlayarak modernitenin de
eşcinsel bir hayat okumasını kendi sorunsallarından biri olarak
görmediğini biliyoruz.
Homofobinin kapsama alanı
koskoca bir insanlık tarihi ve dünya kültürlerinin
bütünüdür.
Tarihi ve insanlığı iki
ayağının üstünde tutan erkeklik mitolojisinin çatlama
noktasında bütün dünya ayağa kalkar.
Yepyeni bir
dünya tasavvuru için yola çıkanların da sonunda
gelip çarptıkları duvardır, homofobi.
Her şey tahayyül
edilebilir, ama erkeğin erkekle, kadının kadınla kurduğu hayat
yoldaşlığı ya da açıkça yaşanan cinsellik alanı,
sınırları saptanıp denetim altında tutulması gereken bir
tehlike olarak görülür.
Herkesin kafasında,
ruhunun kuytusunda heteroseksüelliğin asal, doğal, düzgün,
meşru olduğu; eşcinseliğin ise bir sapma, bozuşma, çatlak,
ikincil, gayrimeşru olduğu bilgisi kayıtlıdır çünkü.
Bu maalesef, hem de yoğun olarak eşcinseller için de
geçerlidir.
Dolayısıyla homofobi , heteroseksüel
dünyayla eşcinsel dünya arasına gerili bir perde
değildir. Her iki dünyanın da içinde varolup soluk
almaya çalıştıkları ruh iklimidir.
Hepimiz
homofobiğiz.
Dilimizin sentaskı aksine izin vermiyor çünkü.
Dünyanın ve tarihin biçimlenişi, bu arada çeşitli
yüzler denemiş olan Otorite'nin erkekliğin ve kadınlığın
imkanlarını belirlemiş olması eşcinselliği barbarca bir
varoluş, düzenbozan bir çetecilik hareketi olarak
kaydetmiştir. Dilimize, dinimize, hatta genlerimize. Sonuçta
popüler alanda sunuluşunda da yerleşik, hiç
sorgulanmayan homofobinin salyalı dişleri görünür.
Eşcinsellik bir kimlik
olarak kabul edilemez; kamusal alanda bir özne olarak var
olamaz, ancak bir konu olarak işlenebilir. Başını haftalık haber
dergilerinin çektiği salyalı bir tecessüsün
nesnesidir eşcinsellik. Konunun örnekler, tanıklıklar,
deneyimlerle güçlendirilmiş sunumu tamamıyla
şaşırtmaya, iç gıcıklamaya yöneliktir. 'Avam'
magazinlerin bayağı ve alaycı diline alternatif olarak daha
kıyıcı, adeta devletin hoşgörü bakanlığının
tamimlerine yaraşır bir dil. Demokrat, haddini bildiği sürece
nesnesini hoşgörüyle kucaklayıp aşağılayan bir dil. Bu
dilin daha da incelmiş olduğu kimi demokrat yazarlarda da
eşcinsellik, gerçeklikten çok 'izin verilmesi', 'hoş
görülmesi', 'haddinin hududunun saptanması gereken bir
modernite sorunsalı' olarak algılanmakta. Bu hoşgörü
sporunun rekortmenleri homofobinin en güçlü
avukatlarıdır.
Eşcinseller bir yandan itirafa zorlanmakta öte
yandan siyasi bir kimlik olarak varolabilecekleri hiçbir alan
oluşturmalarına izin verilmemektedir. Hoşgörüyle terbiye
edilmiş hayatlara izin vardır yalnız.
Bundan sonrası cinsel
kimlik siyasetinin kısıtlayıcılığına karşı uyanık olup
bütün dünyayı kucaklayacak bir hayat tasavvuruna
çalışması gereken eşcinsellere düşüyor. Kendi
en derinlerinde uğuldayan homofobiyle mücadele etmeli geyler.
Homofobiyi kendilerinde yok ederek, kendi homofobilerini alt
ederek, dünyaya bunun mümkün olduğunu göstermeliler.
Özür dileyen mağdur diline bir an olsun yüz
vermeyerek, kendini heteroseksist dünyaya kabul ettirebilmek
için 'biz de sizin gibi sıradan insanlarız' palavrasına
sığınmadan, bambaşka bir dünyanın sözcüleri
olmak, hayatın müttefikleri yanında yerini almak, zorlu bir
varoluş biçimi. Ama zorunlu da.
Onun için Lambda
derneğini kapatmaya yönelik çabaların karşısında
duralım.
Kaos, Lambda ve diğer LBGTT örgütlenmelerinin
bu memleket demokrasisi için ne kadar hayati olduğunu
unutmayalım.
Konuya gündem sıralamasında hiç yer
vermeyip kayıtsız kalan, tuzukuru cinsel kimlikten okurlara da Kaos
GL dergisinin alınlığında yazagelen sloganı
yolluyorum:
Eşcinsellerin özgürlüğü,
heteroseksüelleri de özgürleştirecektir!
Yıldırım Türker
08/06/2008 - Radikal
|
|
|