"Gay
İkonu"
rolünü Hande Yener'in
üstleneceği Kraliçe
Fabrika'da filminde Billur
Kalkavan ve Onur
Baştürk konuk oyuncu olarak yer alacaklar. Film, geçen yıl
Epsilon Yayınları'ndan "Hep
Böyle Kal" adlı romanı yayınlanan Ali Kemal Güven'in ilk
uzun metrajı olacak.
Son
günlerde ismini sık sık duyduğumuz, çıkmasını sabırsızlıkla beklediğimiz
filmlerden birisi “Kraliçe Fabrikada” farkı ne mi? Film bizden bahsediyor,
ilginç yanlarından birisiyse, “gay ikonu” Hande Yener'in filmde konuk oyuncu
Merhaba
öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkürler :) Ben
şahsım adına sizin çok büyük hayranlarınızdan biriyim, ve bu filmde
oynayacağınızı duyunca çok sevindim. Hemen ilk önce filmle ilgili sonra da
sizinle ve geylerle iletişiminizle ilgili sorular soracağım...
Kraliçe Fabrika’da filmi özellikle
Hande Yener'in konuk oyuncu olmasıyla gündeme geldi, peki siz Hande Yener
hakkında ne düşünüyorsunuz?
Hande
Yener benim için EVITA gibi müzikali yapılması gereken bir insan. Eğer bu
ülkenin beyazperdesinde ya da sahnesinde “kaderini değiştirip, kendini yeni
baştan yaratan” güçlü, farklı, cesur bir kadının hikayesi anlatılacaksa -ki
anlatılmalı- o kişi Hande Yener’dir. Onu tüm kalbimle çok seviyorum ve
çalışacağımız set gününü iple çekiyorum.
Filmin eşcinseller açısından
öneminden bahsedecek olursak, birşeyleri değiştireceğini düşünüyor musunuz?
Bir
film, evet sadece basit bir kurmaca filmbazen çok şeyi değiştirir. Filmimle alakalı hayallerimden biri de, bir
şeyleri değiştirmesi. En azından değişmesi gereken “şeylere” ışık tutması.
Filmde genelde çok tanınmış
oyuncular yok, bunun size ayrı bir tad katacağını düşünüyorum ben, sizin bu
konuda fikirleriniz neler?
Açıkçası
ben bu durumdan çok memnunum. Çağrı Aslan, Dicle Kartal, Şenol Demir ve diğer
genç oyuncularımız müthiş yetenekliler. Hepsi de filmdeki karakterlerini zarif
birer elbise gibi giyindiler. Hiçbiri “oynamıyor, rol kesmiyor” en önemlisi. Ne
mutlu bana… Ne mutlu bana!
Türkiyede eşcinsellikle ilgili çok
fazla film çekilmiyor aslına bakacak olursanız, evet birkaç film var, Hamam,
Anlat İstanbul, ancak bu filmlerin de yapımcıları genelde Türkiye'den değil,
Türkiye için biraz zor gibi görünüyordu yani, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Hala
zor. Ama güzel olan, zor olanı başarmak değil midir? Gerekirse sette her gün
makarna yersiniz ama geriye dönüp baktığınızda hayata bir iz bıraktığınızı, bir
şeyler söylediğinizi görürsünüz. Korkunun karşısında cesurca duran tüm ekip
arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Tüm zor prodüksiyon şartlarımıza rağmen öyle
yürekli, öyle iyi bir film yapacağız ki tüm o kendini sinemacı zanneden ve
“aptala film çekenler” şaşıracaklar.
Filmle ilgili bir diğer konuda,
filmin pek çok kitsch öğe barındırıyor olması (ben gazetelerin yalancısıyım)
özellikle örneğin Andy Warhol'a pek çok gönderme olduğu yazıyor her tarafta,
peki siz tarzınızı benzetiyor musunuz?
Gazeteler
ve internet siteleri uyduruyorlar, hayır kitsch bir film olmayacak bu. Tıpkı
“Hande’nin gay karakterin rüyasına girip ona tavsiyeler verecek olması” haberi
gibi, bu da dogru değil. Andy Warhol konusuna gelince; zaten kitsch ve Warhol
iki farklı uç bence. Ama göndermelerle dolu bir film bu, doğru. Tarzımız
benziyor mu? Andy Warhol’un bir tarzı vardı. Benim bir tarzımın olabilmesi için
en azından üç-dört filmim olması gerektiğine inanıyorum.
Barbra Streisand dünyadaki en ünlü
gey ikonlarından birisi, sizin de Barbra Streisand ile film çekmek gibi bir
hayaliniz var, peki sizin Barbra Streisand hayranlığınızdan bahsedecek olursak…
(biyografinizde TANRIÇA yazmışsınız)
Barbra
Streisand benim için etten kemikten yapılı bir varlık değildir. Tanrıçadır.
Tanrı ile aramdaki tek bağdır. Peygamberdir. Gerçek anlamda ilahi bir yeri
vardır hayatımda. Kelimelerle anlatmak zor. Hepsi bende saklı. Şöyle dersem
mutlu olurum ama: Barbra benim olmak istediğim HER ŞEYİN toplamıdır.
Peki Kısaca filmin öyküsünden
bahsedecek olursak? (tabii filmin öyküsü derken, bu fikir nasıl ortaya çıktı
gibi vs., yoksa senaryoyu sormuyorum efendim :)
Zaten
on aydır üzerinde çalıştığım bir hikayeydi. Fazlasıyla hazırdı ve çek artık
beni diye sayfalardan bana doğru bağırıyordu. Düşündüm, doğru zamandı gerçekten
de. Okulum, Digital Film Academy’deki sınıf arkadaşım Seda Özkaraca’ya
projemden bahsettim. Sonra Dicle Kartal’a. Ve işte bu günlere geldik.Güzel bir ekibiz biz.
Türkiyede eşcinsellerin
televizyonlarda yayınlanan dizilerde ve programlarda genelde komik durumlarda
yayınlanıyor olması konusunda ne düşünüyorsunuz?
Midem
bulanıyor, nefret ediyorum.
Türkiyede
yaşayan pek çok eşcinsel ayrımcılığa uğruyor, geçtiğimiz günlerde bir eşcinsel
derneği hakkında “ahlaka aykırı” bulunduğu için kapatma kararı çıkartıldı.
Filmde bu konulara da göndermeler olacak mı, örneğin Türkiye'de eşcinsellerin
yaşadıkları zorluklara yönelik?
Biliyorum, tüm bunlardan haberdarım. Keşke olmasaydım tabii… Kraliçe Fabrika’da
bu saydıklarından çok daha sert ve korkunç durumlara değinen bir film aslında.
Nefret cinayetlerine… Bilerek, planlayarak, isterek öldürmeye. Hem de hiç
çekinmeden.
İnsanların birbirlerini farklılıklarına rağmen kabul ettikleri bir dünya
düşlüyorum. Nefretin ve aşağılamanın olmadığı bir dünya... Cesur yürek olmak
için öncelikle farklının yanında olmak gerek. Sürüden olmak en kolayı. Ben bu
sonucun Türkiye için büyük bir ayıp ve utanç olduğunu düşünüyorum. Aydınlık bir
geleceğe bu şekilde ulaşılmaz. Ulaşılamaz.
Şimdi son zamanların en meşhur
bölümüne geliyoruz... Kelime ve işlem bölümü, her kelimeyle ilgili aklınıza
gelenleri soracağız bir kelimeyle.
Gökkuşağı :Judy!
Eşcinsel:Glamour.
Hande Yener:Music.
Madonna:Worldwide.
Disko Topu:Osmancan!
Kraliçe:
Avşar.
Film
çok eğlenceli bir film, peki Billur hanım sizin filmdeki rolünüz nedir, konuk oyuncu olarak,
ayrıntılı açıklamak gerekirse?
Film
aslında Türkiye'de gözardı edilen bazı gerçekleri cesurca sergileyen bir film
olacak. Ülkemizde tabu olan, yok sayılan, konuşulmayan çok önemli ve aslında
bir o kadar da normal bir konu olan gey hayata bir bakış diyelim.
Ben
misafir oyuncuyum ve bana yazılmış özel bir sahnede yer alacağım. (sürpriz
olsun) Bu filmde olmaktan gurur duyuyorum çünkü kendimi bildim bileli gerek
ailemin, gerek benim gey arkadaşlarımız olmuştur ve ben geyliği,
heteroseksüellik kadar normal ve doğal bulduğumdan bu işin bir parçası olmak
çok da hoşuma gidiyor.
Daha önce içinde eşcinsellik konusunu içeren bir yapımda bulunmuş muydunuz,
yoksa bu sizin için ilk mi olacak?
Bulunmamıştım,
çünkü karikatürize etmek hariç geylerle ilgili bir yapıt zaten fazla yok.
Eşcinsel karakterlerin de olduğu bir filmde oynamak sizin için nasıl bir duygu?
Eşcinselleri,
travestileri ve cinsellikle ilgili her türlü konuyu hayatım boyunca sevdiğimden
çok mutluyum. Hemen kabul ettim, öyle diyeyim :-)
Biliyoruz
ki etrafınızda sürekli eşcinseller var, sizin kişisel olarak eşcinsellerle
iletişiminiz nasıl?
Aslında
sorular hep benzeş cevaplar doğuruyor, hayatım boyunca etrafımda her türlü
insan oldu. Ebeveynlerim de marjinal ve hoşgörülü insanlar olduğundan
eşcinselleri hep sevdim. Daha doğrusu heteroseksüellerden ayırmak aklıma
gelmedi.
Hep
şöyle düşünürüm. Erkek de kadın da kendi karakterlerinde kalitelere sahip,
geyler her ikisine de. Ne mutlu geylere aslında.
Türkiye'de
eşcinseller sürekli ayrımcılığa maruz kalıyor, özellikle son dönemlerde örneğin
bir eşcinsel derneğine kapatılma davası sonucunda kapatma kararı verildi, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Eşcinsel
olmak doğal ve normal olmasaydı tanrı eşcinselleri yaratmazdı diye düşünüyorum.
Ayırımı cinsel tercihten dolayı değil de insanlık kalitesiyle ilgili yapsalar
daha iyi olur derim, ama insanoğlu korkularla, yanlış programlarla dolu bir
varlık. Ayrımcılık sadece eşcinsellere değil ki. Yüzleşmeye korktuğumuz her
konuyla ilgili. Ülkemiz maalesef dini ve kültürel durumundan dolayı bu durumda.
Eşcinsellere
yakınlığınızı biliyoruz, peki önceki hayatınızda örneğin gey olduğunuzu
düşünmüş müydünüz?
Geyleri
sevmek için daha önceki hayatımda gey olmam gerekmiyor ama bilemem tabii ki :-)
bence dünyasal algı mertebesini aştıktan sonra cinsi seçim önemini yitiriyor ve
karşındakine ruhsal gözle bakıyorsun.
Sizin
sürekli oynadığınız abartılı karakterler pek çok geyin hayatında önemli yer
tutuyor. Örneğin “Ihlamurlar Altında” dizisindeki rolünüzün etkisinde kalıp
sizin gibi davranan pek çok arkadaşım var, bu sizin üzerinizde nasıl bir etki
bırakıyor, peki oynadığınız karakterlerle sizin karakteriniz örtüşüyor mu?
Dizilerde
genellikle dominant karakterleri oynadım. Kendim de hayatımda dominant ve
dediğim dedik bir tipim ve sesimin karakterim üzerinde çok etkisi olduğunu
düşünüyorum, ama dominantlığın yanısıra gayet eğlenceli, geyikçi, ciddiyetten
uzak, dürüst, açıksözlü, güvenilir bir insanım. Geylerin beni çok sevmesini
biraz da erkeksi olmama bağlıyorum.
Pek
çok kişi eşcinsellerin yaşadığı ilişkiler çok uç ilişkilermiş gibi bakıyor
sizce de öyle mi?
Pardon
canım da, eğer uç ilişki arıyorsak köylere falan gitmemiz lazım. Ensest
onlarda, konu komşuyla, akrabalarla cinsel ilişki onlarda. Ah be konuşturma
beni, değil röportaj, kitap çıkar, kitap!...
Peki
sizin yaşadığınız en uç ilişki nasıldı anlatmak ister misiniz?
Ben her türlü ilişki yaşadım. Bana hepsi de gayet normal
geldi çünkü hayatım boyunca her konuda canım ne istiyorsa onu yaşadım. Sefam
olsun, bu benim hayatım!
Son
olarak siz de eski bir dergi editörü olarak bir “gey dergisi” hakkında ne
düşünüyorsunuz, ayrıca GayMag okurlarına mesajınız var mı :)
Bir
gey dergisi olduğunu duyduğumda çok hoşuma gitti. Hep hayalimdir geyler ve
travestilerle iş yapmak (mesela kafe, dergi, dizi, vs.) kısmet olmadı. Bu
derginin tezgahlarda da satılıyor olmasını dilerim, insanların gözüne soka
soka. Birgün olacaktır elbet ve bir gün insanlık hoşgörülü, önyargısız yaşamayı
öğrenecektir. Yeter ki sizin gibi cesur insanlar olsun. Başarılar, hep
yanınızdayım ve elimde ne gelirse yaparım.
Teşekkürler.